Üç yiğit asker, beş fakir gerilla daha öldü
Sevgilimin adı kalaşnikof
En uzun ömürlü aşkımızın
Üç yiğit gerilla, beş fakir asker
Efendiler çok yaşamanızı istemiyor
Çiçekler, kediler, bisikletler
Sizden daha uzun ömürlü
Sevgilimin adı kalaşnikof
En uzun ömürlüsü aşkımızın
Cezmi Ersöz
Ölümüm kandil olacak,
akşamlar akşamlar akşamlar olacak
Ben bu acılı baloda
Maskesini yitirmiş seferi şair
Ben inançsız yolcu
Bütün istasyonlarda
kanlı rütbeler takılacak omuzuma
Bir kuşluk vakti dalgın atların hıncını
düşünürken
sen’Yalnızlığın bahçesini sulamış olacaksın’
Ve gidiyorum…
Dudaklarımda bir nergis tadı
Bak,kar izleriörtü bile,
Kendini iyi koru, bu kış çok uzun sürebilir.
Anılarım tutkularıma bağlıydı bilirsin
Artık pişmanlık olsa da ılur olmasa da.
Ne olursun sen hep böyle kal
Varsın ellerim ellerinsiz kalsın.
‘Ölümüm kandil olacak,
akşamlar akşamlar akşamlar olacak…’
Cezmi Ersöz
Kendini yalanlayan gölge zamanlardan
düşman kiracılarımla geldim.
Ruhumda iskeletim uğulduyordu
terk edilmiş bir köprü gibi
inançsızlıktan,
‘ailede ölmek’ maskesiyle geldim.
Oysa masum sayardı kendini o
bencilliğin alevinde ısınır,
düş saatlerinde misafirdi.
Kutsal sırrım diye
sahipsiz lanetimi fısıldayınca kulağına
gözyaşlarım boyandı
kayboluşunun sahici renkleriyle.
Artık düşleri düşman ona
masumiyeti zehirliyor bencilliğini
Tenine kazıdığım inançsızlık saatleriyle
sürgün kendi odasında
Şaşkın yüreğinin hatırası
şehirde oynattığım tek gecelik bir film şimdi…
Cezmi Ersöz
Şehir tutkun, yaban ve sana aşıktı
Karlı bir nehir gibi uzayan dalgınlığından
uyandırmak için seni
siren sesleriyle ağlardı.
Oysa sen hep kalbine inerek sevdin
güzel ve sapık çocukları,
polis ışıklarından dövmelerin oldu
süt teninde
kırgın ve içe dönük sevişmeden
Söz gelimi korkardın ölü kadınlara
kar topu atan çelimsiz çocuklardan
saçlarındaki şeffaf papatyalar bile korkardı.
Rakı şişelerine sarılan gazete kağıtları kadar
ürkektin…
Ama sen istemezsen kimse ölmezdi.
Ispanya’yı baştan başa dolaşan, ayakları
şimdi bir kurtlu
çınar gibi dökülen ve Che’nin resmini her
sabah yaşlı
bir Rum kadınına zorla öptüren
Fransız Nuri bile hiç
ölmeyecek gibiydi…
Cezmi Ersöz
Yaktın masum hırslarını geliyorsun
oysa bir bilsen, seni ona taşıyan şehir
saçını bağladığın iple bile alay ediyor
Ah! bir bilsen herkes tetikte;
sense böyle hesapsız, böyle sevinçle
Ah! bir bilsen
sadece güzelliğin tutuyor acımasızlığın
kapılarını
Yaktın masum hırslarını geliyorsun,
şehirden bir çocuk sevdin yine…
Cezmi Ersöz
Kaçak Sevişmenle
Güneşin Doğuşunu Seyrettim
Gözlerin En İçten Yuvamdı
Şeytanın Öpücüğüydü Sabah Uykum
Adındaki Uçuruma Taptım
Adındaki Denize
Ömrüm Bitti Dedim
Aşkın Başladı
Düşerken Sana
Ve Düşerken Aşka
Gözlerindeki Israrın Peşinde
Yuvan Şeytanımı Özletti
Birimizin Uyanık Olması Gerekli
14.02.2001
Cezmi Ersöz
şimdi burda değilsin….
ama beni duyuyosunn…biliyorum…
kapat gözlerini benim için ve dinle n’olur…
bak yoksun…
bunun anlamını biliyomusunn….
yokluğun
yüreğimmdeki bu yıldızsız,
bu dipsiz, karanlık gece…
yokluğun, odamın duvarlarına astığım suretlerine bakarken,
unuttuğum dalgın gözlerim….
yokluğun yastığımda bıraktığın bu kimsesiz saç telleri…
sırf kalemini değdirdiğin için atmaya kıyamadığım bu kağıtlar…
her an gözümün önünde sakladığım mektupların,
peçetelere yazdığın şiirlerin,
hediyelerini sardığın paket kağıtların…
sen gidince,
hala sen kokuyodur, diye üzerime giydiğim
ve derinn derinn
soluduğumm giysilerin….
bu yarı deli…
bu hayattan kopuk ruhum…
kapat gözlerini ve bana baak….
ben ne diye varsa gördüğün, işte o senin yokluğun….
söyle.!
sana neyi anlatayımm…
sabaha karşı çalan telefonumun ucunda,
n’luuur bana hayattan kötü davranma diyen…sayıklayan..
o kırgın, o kendine çarpan sesini mi..! !
Cezmi Ersöz
…….Bir şizofrendim artık… Yalanlar söylüyordum,
hem sana hem de ona… Kendimi tanıyamaz olmuştum.
Hangisi bendim? İçimdeki, o güzelliğiyle dünyayı elde
etmeye kışkırtılmış, karanlık ve ilgi tutsağı kadın
mıydım; yoksa uğruna hayatından vazgeçmeye hazır
olduğum aşkına mahkum, ezilmiş kapılarda bırakılmış,
verdiği güven ve taşıdığı masumiyetle sana cazip
gelmeyen o sevdalı kadın mı? İkisi de olmak
istemiyordum. Ama ikisinden de vazgeçemiyordum. Sanki
biri olmasa diğeri yıkılacak gibiydi. Birbirinden
nefret eden ve birbirinin varlığına taammül edemeyen
bu iki benlikle yanlız kaldığımda çıldıracak gibi
oluyor, ağır ağır ruhumu öldürüyordum. Artık yalnız
kalmak dayanılmaz olmuştu benim için… Seni
göremediğim zamanlar ona gidiyor, onu göremediğim
zamanlar sana sığınıyordum. İçimdeki bu birbirine
aykırı iki kadın beni durmadan diplere çekiyordu…
Cezmi Ersöz
”Unutuş saatleriydi bunlar,
insan kardeşlerindi sana seni unutturan…
Ölüm vardı herşeyin sonunda,
ama ölümün arkasında hiç ölmeyen aşkın vardı…
Sevinirdin bazen, gülerdin,
ama içinde bir yer hiç durmadan kanardı…
Sen kendini ne kadar çok unutsan da,
o dinmeyen sızı sana yine seni hatırlatırdı…
Koşardın sevgili sanıp dünyaya,
koşardın ondaki kendini tamamlamaya…
Ve sevgili seni eksik tanıdıkça,
sen onu daha eksiksiz severdin…”
Cezmi Ersöz
Kaçıp kaçıp sığındığımız o yaslı evdi hep
gözyaşı loşluğunda, yarım sıcaklıkta,
kırgın perdeler, unutkan masamız,
uzak sahillerde çekilmiş fotoğraflarımızdan
hep mahçup bir sevgi taşardı.
Alıngandı şarkılarımız, alkole dayanıksız
Saatler boyu, nefes nefese planlar yapardık,
heyecanla yürürdük düşlerimizde,
bu kadarı çoktu bize, yorulurduk Read the rest of this entry »