Subscribe to our RSS Feed
Son Yazılar
Eski Arşiv
Yararlı Bağlantılar
Netteyiz Network
22nd

Oca.

Yorum:

0


AŞK

Odanda Tek Başına

cezmi

Biz seninle hep bayağılıktan kaçtık… Sıradan, basit, gündelik olandan.
Küçük mutlulukları, hayatın içindeki o kanaatkar doyumları değil, hep
trajediyi aradık. Mükemmeli… Biz seninle hep kusursuzluğu aradık.
Bizi birbirimize yakınlaştıran ne varsa hep kutsaldı, özeldi,
ayrıcalıklıydı. İlişkimizden aslında ikimize de ait olmayan, kutsal ve
kusursuz bir imge yarattık. Hayatımızda eksik kalmış ne varsa, o yarım
kalmış tutkularımızı o yaralı arzularımızı, eksik çocukluğumuza ait ve
içtenlikle koruyamadığımız bütün duygularımızı bu imgeye ödünç verdik. Artık
yaşayan gerçek kişiliklerimiz değil, sanki bu kutsal, bu kusursuz imgeydi. Read the rest of this entry »

22nd

Oca.

Yorum:

0


AŞK

Oyum Siyam Balıklarına…

cezmi

Siyam balıkları olsalardı belki okyanusa kaçabilirlerdi, ama değildiler. İnsandılar. Üstelik üçü de erdi. Aileleri yoksuldu. Kimsesizdiler… Arkalarında onları koruyan güçlü, nüfuzlu kişiler yoktu… Birliklerinden kaçıp Rum kesimine sığınmak istiyorlardı… En güvendikleri subay bendim, öyle ki; kaçın, kurtulursunuz, desem hemen o gece her şeyi göze alarak karşı tarafa geçerlerdi…
Kuzey Kıbrıs’ta çok sıcak bir yaz gecesiydi. Nöbetçi subayıydım, odamda tek başıma oturmuş bu cehennemden kurtulmak için gün sayıyordum… Ama onların durumu benimkiyle asla kıyaslanamazdı. Aylardır aldıkları emirlerin sızısı adeta derilerinin içine işlemişti… Bu sızılar gözlerinden okunuyordu. Artık dayanacak güçleri kalmamıştı. En küçük hatalarında subaylardan dayak yiyor, durmadan aşağılanıyor, hakarete maruz kalıyorlardı. Hatta bu davranışlara maruz kalmaları için hata yapmalarına bile gerek yoktu. Onları sırf karanlık zevkleri için, dahası can sıkıntısından döven, aşağılayan subaylar vardı… Read the rest of this entry »

22nd

Oca.

Yorum:

0


AŞK

Ölü Kelebekler

cezmi

Hiçbir sevgi yetmiyordu bize… Başkalarının kalplerinde yarattığımız, ateşlediğimiz sevgilerle yaşayabiliyorduk ancak… Çünkü birileri bizi ilk ve gerçek sevgiden yoksun bırakmıştı… Ve bu boşluk hiçbir aşkla, hiçbir sevgiyle dolacak gibi değildi… Birinden, öbürüne, sonra bir başkası daha… İşte tam bulduk, derken, elimizde soluk, hüzünlü cam kırıkları kalıyordu…
Sevgi arsızıydık sanki… Doğumumuzla birlikte verilmemiş olan o ilk ve gerçek sevginin yeri hiçbir insanın sevgisiyle dolacak gibi değildi…
Dünyanı zihnimizde taşıyorduk sanki… Karşılaştığımız, bizi sevsinler, bize bağlansınlar, diye uğraştığımız insanları ayrı birer varlık olarak tanımaya, anlamaya çalışmıyorduk… Onlardan isteğimiz sadece içimizdeki o büyük boşluğu doldurmalarıydı… Read the rest of this entry »

22nd

Oca.

Yorum:

0


AŞK

Özlemek…

Hayat soğuk, yağmurlu ve vurdumduymaz bir İstanbul gecesiydi… Ve gece yağan yağmur hep ürkütürdü beni. Yağmur değil yalnızlığımdı pencereleri damla damla yalayan, yıllarımı dolduran sensizlikti… Hep bir yanı yarımlık, hep senden uzaktalık, hayattaki tek ‘kimse’mden yoksunluk, yani kimsesizlikti. Bir kavuşma mucizesine inanma yolunda harcanmış bir hayatın ansızın sonuna gelme, ve o mucizeyi yaşayamadan bir başına ölme korkusuydu yağmur…

Yine yağmur yağıyor, yine gece… Yine İstanbul… Ve sen kollarımın arasından sıyrılıp kalkıyorsun yataktan. Nereye gidiyorsun sevgilim? Read the rest of this entry »

22nd

Oca.

Yorum:

0


AŞK

Saçlarının Kardeş Kokusu / Gözlerinin birinde kamera varmış

Söylemiştim sana, aşk benim kurtuluşum, soluğum, özgürlüğümdür, diye. Bu sıradan, bu bayağı hayattan, bu günlük, bu insanı haysiyetsiz bırakan korku ve kaygılardan, hesaplardan, kendimi korumak için girdiğim rollerden, baskılardan, aşkımla çıkabilirim ancak; aşk benim için ya hep ya hiçtir, diye.
Çünkü ben sizler gibi olamadım bir türlü. Read the rest of this entry »

22nd

Oca.

Yorum:

0


AŞK

Seni Ümitsizce Sevmeye Kızma

Burası bir dünya… Burası kalabalık bir meyhane. Burada erkekler hep çoğunlukta. Umutsuzluk da öyle…
Birileri camları kırıyor. Dışarı bakıyor bir adam. Sokağa, geceye bakıyor… Öldüğüne bir türlü inanmak istemediği sevgilisine bakar gibi bakıyor hayata… Öyle bir bakıyor ki, sevmeye hak kazanmak için bile savaşmak gerekiyor, gecikince insan ömür boyu ölü bir sevgiliyi kollarında taşımaya mecbur kalıyor, der gibi bakıyor…
Bir kadın kucağına gelen kedinin tüylerinde arıyor kaybettiği sevginin büyüsünü… Karşı köşedeki eski duvara vuran sarı ışığı seyrediyor iki adam. Sanki suçlu, sanki yasak bir sevişme yaşıyorlarmış gibi mahçup, ama yine de hiç konuşmadan seyrediyorlar duvardaki o sarı ışığı.
Bu gece bana gelmeni istiyorum, ya da sana gelmeyi, ama telefonun hep meşgul. Böyle anlarda hep tasavvufa sarılırım ben. Sabrın yüceliğine…
Telefonun meşgul çalarken eski duvardaki sarı ışığı seyreden adamlara bakıyorum bir taraftan… Lodos rüzgarları vuruyor o sarı ışığa. Tenteler uçuşuyor. Biliyorum, boşuna bekliyorum bu telefonun önünde, burada, bu dünyada; ama olsun, yine de ümitsizce seviyorum seni… Read the rest of this entry »

22nd

Oca.

Yorum:

0


AŞK

Senin Gemin Camdan Sevgili

Duydum ki yine umudunu kesmişsin insanlardan,
dostluklardan… Duydum ki yine acımaya başlamışsın
kendine…
Yolunu kimselerin bilmediği, bilmek de istemediği
sevginin o hayal ülkesinde birilerini beklerken çok
üşümüşsün…
İnsan ancak kendisine sevgili olabilir, diyormuşsun.
Şimdi artık yollarda ve binbir hayalin peşinde
sürüklediğin ve yıprattığın sevgine minnet borcunu
ödeyecekmişsin…
Acıyan sevgini şımartacak, onu örtülere saracakmışsın.
Onu kendini güçlü ve korunaklı olduğunu hissetmediğin
hiçbir yerde ortaya çıkarmayacakmışsın…
Sevgini yırtıcı bir kuş gibi yetiştiriyormuşsun. Read the rest of this entry »

22nd

Oca.

Yorum:

0


AŞK

Son Yüzler / Varoluşçu Boyacı

Ahmet Oktay’la, rahmetli Edip Cansever’in şiir tiplerini konuşuyorduk. Oktay’a göre, Edip Cansever’in yarattığı şiir tiplerini gerçek hayatta bulmamız pek olanaklı değildi. Çünkü bu tipler öncelikle duyarlı, yetkin bir gözlem gücüne sahip, kendilerinin ruhsal analizini titizlikle gerçekleştiren, dahası, bilgili ve kültürlü kişilerdi. Böylesine gelişkin bir oltacı, garson, otelci, gül satıcısı, genelev kadını vb. görmek, hiç kuşkusuz mümkün değildi. Biz de katıldık bu görüşe, sonuçta, bu tiplerin Edip Cansever’in kendi düşüncesini açıklamak için kullandığı motif tipler olduğuna karar verdik. Bu kişiler, Edip Cansever’in düşünce katlarından başka bir şey değildi; dahası, konuşan, Edip Cansever’in kendisiydi… Read the rest of this entry »

22nd

Oca.

Yorum:

0


AŞK

Süveydâ…

Trafik kazasında sevgilisini kaybetmiş birinin televizyon muhabiriyle konuşmasını seyrediyordum. Öylesine doğal, öylesine sıradan bir şeymiş gibi anlatıyordu ki sevgilisinin ölümünü, sanki üzerinden büyük bir yük kalkmış, rahatlamış gibiydi. Gözlerindeki o donuk pırıltıda ölen sevgilisini çoktan unuttuğu, asıl önemli olanın kendisi, kendi varlığı olduğu anlaşılıyordu… O ayaktaydı, o yaşıyordu, o iyiydi… Sevgilisi için, sanki onu hiç tanımıyormuş gibi bir ifadeyle; O artık içimde yaşayacak, diyordu, sonsuza dek içimde yaşayacak…
Kamera üzeri beyaz bir çarşafla örtülü olan ölüyü yakın plan göstermeye başlayınca bütün benliğimi derin bir sızı kapladı. Beyaz çarşafın altında hareketsiz yatan o insana sımsıkı sarılmak istedim… Sanki bendim orada yatan. Anlatacakları eksik kalmış, yaraları öylece açıkta, kapatılmadan; kim olduğunu anlatamadan susmak zorunda kalmıştı… Artık onun öyküsünü başkaları anlatacaktı… Onun anlatılan, hakkında söylenilen hiçbir şeye müdahale etme hakkı yoktu… Sonsuza dek susturulmuştu. Ölümden bile daha acı bir gerçekti bu. Ölümden bile adaletsiz… Read the rest of this entry »

22nd

Oca.

Yorum:

0


AŞK

Şizofren Aşka Mektup / Güven

Sanki sadece bana sarılarak uyuyunca nefes alabiliyordu…
Uyku teslimiyettir…Uyuyan bir insanın bütün suçları bağışlanır… Uyku masumiyettir…Teslimiyetimi ve masumiyetimi sanki yalnızca uykumda hissediyor ve bu yüzden bana olan o sonsuz hasretini ancak böylesi anlarda giderebiliyordu…
Yıllardır bana susuz kalmışçasına ve sanki bütün varlığımı içer gibi sarılıyordu bana…Beni bütünüyle hissedebilmek için herkes evden gitsin, gece gelsin ve biz uyuyalım ve sadece o anlarda ortaya çıkan aramızdaki o sonsuz yakınlık kokusunu içine çekmek istiyordu…
Hissettiklerini yaşamasına ve sevgisinin ne denli yakıcı olduğunu anlatmasına hayat izin vermiyordu çünkü…Aşkını bana sarılıp uyurken yaşıyordu en çok…Bu yüzden başka kadınlarla sevişmemden çok, onlarla birlikte uyumamı kıskanırdı… Read the rest of this entry »